ENKA Sanat, yeni sezonunda sahneyi yalnızca bir gösteri alanı olarak değil; anlatıların, seslerin ve farklı üretim biçimlerinin yan yana durabildiği bir karşılaşma zemini olarak ele alıyor. Nasıl mı? Yazar Yekta Kopan ile Anadolu’nun sazını, sözünü dünya sahnelerine taşımış müzisyen Coşkun Karademir’in Özlem Belkıs’ın kaleme aldığı ‘Bir Hikâye Bir Türkü’ buluşması gibi mesela… 17 Şubat akşamı gerçekleşen bu özel etkinlik ile yeni sezonu açan ENKA Sanat, kuşaklar, disiplinler ve anlatı biçimleri arasında köprüler kuran bir program hazırlamış anlayacağınız.
Bu sezonun arkasındaki düşünsel çerçeveyi ise ENKA Sanat Direktörü Gül Mimaroğlu anlattı bizlere. Kendisiyle, dijital çağda sanatın dönüşümünden izleyicinin değişen beklentilerine, yeni sezonun ruhundan genç sanatçılara açılan alanlara uzanan yazılı bir sohbet gerçekleştirdik.
ENKA Sanat özelinde sorularıma geçmeden biraz ‘sanat’ özelinde soru yöneltmek isterim. Günümüzde dijitalleşme hayatın her alanındaki buna sanat da dahil. Bugün bakıldığında sizce bu ikisi birlikte yürümeyi becerebiliyor mu? Dijitalleşmenin sanatı dönüştürme biçimini nasıl yorumluyorsunuz?
Dijitalleşme sanata hız, erişim ve yeni ifade alanları kazandırdı; üretim ve paylaşım süreçlerini de önemli ölçüde kolaylaştırdı. Ancak bana göre asıl belirleyici olan, sanatçının bu teknolojiyi hangi düşünsel çerçevede kullandığı. Dijital araçlar ancak güçlü bir fikri taşıdıklarında sanata gerçek bir katkı sunabiliyor. Bu denge kurulduğunda ise dijitalleşme, sanat için yeni bir derinlik alanı yaratıyor.
Online konserler, online müze gezileri bunları sıklıkla görüyoruz artık. Fiziksel mekânın anlamı dijital çağda sizce nasıl değişiyor ya da değişiyor mu?
Online deneyimler erişim açısından son derece kıymetli; bunu inkâr edemeyiz. Ancak bir etkinliğe fiziksel olarak katılmanın verdiği hissin hâlâ çok başka olduğunu düşünüyorum. Sevdiklerinizle birlikte hayranı olduğunuz bir sanatçıyı iyi bir mekânda dinlemek ya da bir filmi, bir müzikali izledikten sonra o duyguyu yanınızdakilerle paylaşmak bambaşka bir deneyim.
Hız çağındayız… Sizce sanatın ‘yavaşlama’ ya da ‘derinleşme’ alanı hâlâ var mı?
Evet, hız çağındayız ve sanat da bundan tamamen bağımsız değil. Ama benim için sanat hâlâ bizi yavaşlatabilen nadir alanlardan biri. Bir performans izlerken zamanın akışının değiştiği anlar oluyor; bazen tek bir sahne ya da uzun bir sessizlik, dakikalarca süren pek çok şeyden daha kalıcı olabiliyor. Sanatın değeri de tam olarak burada: Hız üretmesinde değil, durup hissetmeye alan açmasında.
ENKA Sanat’a gelirsek… Yeni sezona nasıl hazırlandınız? Programlar belirlenirken özel bir tema ya da yaklaşım var mıydı bu yıl?
Bu sezonun en belirgin karakterlerinden biri “sahnede buluşma” fikri. Program, tekil temsillerden çok birlikte üretim ve karşılaşma alanları yaratmayı hedefliyor. Konserlerde sanatçılar kuşaklar ve disiplinler arasında köprüler kuruyor; dostluklar sahneye taşınıyor. Söyleşiyle konserin, anlatıyla müziğin, metinle görselliğin iç içe geçtiği projeler izleyiciyle buluşuyor. Tiyatroda ise yerli ve yabancı yazarların en çok konuşulan oyunlarını ağırlamaya hazırlanıyoruz.
Biraz da programdan söz edelim. Yeni sezonda izleyicileri neler bekliyor, kısaca söz eder misiniz? Sizi en çok heyecanlandıran etkinlik hangisi?
Programın tamamı benim için çok kıymetli; ancak sahnemizde prömiyer yapacak iki proje ayrı bir heyecan yaratıyor. Bir Hikâye Bir Türkü ve Mahsus Mahal: Ruhi Su’ya Saygı konserleri, türkülerin ve hikâyelerin izinde seyirciyi samimi ve kolektif bir yolculuğa davet ediyor. Söze, müziğe ve ortak hafızaya yaslanan bu iki çalışma, ENKA Sanat’ta önemsediğimiz yaklaşımı güçlü biçimde yansıtıyor. Klasik müzikte ise yerli ve yabancı beş değerli virtüözü ilk kez aynı sahnede buluşturan Büyük Buluşma konserini özellikle anabilirim.
Bu sezon ayrıca Prof. Dr. Dikmen Gürün imzasını taşıyan önemli bir yayına da destek veriyoruz. Tiyatro tarihimizin 1950’lerden 1980’lere uzanan dönemini ele alan Bir Dönem Üstünden Türk Tiyatrosu’nu Eleştirilerle Okumak başlıklı kitap, bir panel eşliğinde bu dönemi birlikte düşünmeye ve değerlendirmeye alan açacak.

Programda yerel sanatçıların ağırlıklı olmasının özel bir nedeni var mı?
Kurulduğumuz günden bu yana bu coğrafyadan çıkan seslere ve üretimlere alan açmayı önemsiyoruz. Anadolu’nun tüm seslerine ve renklerine sahne açmak, kendi öz değerlerimizi koruyup geleceğe aktarmanın da önemli bir parçası. Özellikle genç sanatçıların desteklenmesi, görünürlük kazanmaları ve uluslararası alana taşınmaları için imkân yaratmayı önceliklerimiz arasında görüyoruz.
Gençler demişken, Lale Tara Sanat Bursu ile gençlere destek veriyorsunuz ama bunun dışında ENKA Sanat olarak sahnede gençlere nasıl bir alan açıyorsunuz; biraz daha açar mısınız?
Genç sanatçılar her zaman çalışmalarımızın odağında yer alıyor. ENKA Sahne projesiyle 18 yaş altındaki yeteneklere salonlarımızı açıyor, performans kayıtlarını profesyonel olarak hazırlayarak eğitim, yarışma ve burs başvurularında kullanabilmelerine imkân tanıyoruz. Gala Konseri’ni dijital kanallara taşıyarak daha geniş bir izleyiciye ulaşmalarını sağlıyoruz. Lale Tara Sanat Bursu’yla da yurt dışındaki lisans ve lisansüstü eğitimlerini ekonomik güvenle sürdürebilmelerine destek oluyoruz. Kuşak Konserleri ise bursiyerlerimizin sahne aldığı çok özel bir seri.
Genç sanatçılarla ilgili kısa vadede yeni projeleriniz olacak mı?
Genç sanatçılar için kapsamlı bir masterclass programı oluşturmak üzere çalışıyoruz. Onları alanında usta isimlerle buluşturarak teknik becerilerini geliştirmelerine ve sahne deneyimlerini zenginleştirmelerine katkı sunmayı amaçlıyoruz.
40 yılı aşkın süredir sanatı destekliyor ENKA Sanat, peki bir sanat vakfı bugün yalnızca destekleyen bir yapı mı, yoksa yön gösteren bir aktör mü olmalı? Bu 40 yılı aşkın sürede rolünüz değişti mi?
ENKA Sanat, 40 yılı aşkın süredir yalnızca destek veren bir kurum olmanın ötesinde, kültür hayatına istikrarlı biçimde katkı sunan bir platform olarak konumlanıyor. Sanatçılarla, sanat profesyonelleriyle, kurumlarla ve akademisyenlerle uzun soluklu iş birlikleri kuruyor; yabancı yapımlara, sanatçı belgesellerine ve akademik yayınlara destek veriyor, kentle özdeşleşen festivallere katkı sağlıyor ve genç sanatçılara yönelik destek ile burs programları geliştiriyoruz.
Değişmeyen tek şey ise sanata her zaman uzun vadeli bir perspektifle yaklaşmak ve kültürel hayata kalıcı değer katma sorumluluğunu taşımak. Bu nedenle verdiğimiz desteği tek seferlik katkılar olarak değil; sürekliliği olan, değişimi ve gelişimi gözeten, sanatçılarla kurduğumuz güçlü ilişkilerle beslenen ve zaman içinde derinleşen bir stratejiyle ele alıyoruz.
Her şey o kadar çabuk değişiyor ve dönüşüyor ki uzun vadeli yorum yapmak zor ama önümüzdeki on yılın sanat ortamı sizce nasıl olacak? İzleyici tarafından bakarsak gelecekte sanat izleyicisi sizce nasıl bir deneyim arayacak?
Disiplinler arasındaki sınırlar giderek daha fazla belirsizleşiyor; görsel sanatlar, performans, edebiyat, müzik ve dijital üretimler birbirinin alanına temas ederek yeni melez formlar yaratıyor. Bu nedenle geleceğin sanat ortamını, sınırların esnediği ama anlam arayışının merkezde kalmaya devam ettiği bir alan olarak görüyorum. Bu noktada izleyiciyi de daha katılımcı bir deneyimin parçası hâline getireceğini düşünüyorum.
HALDUN DORMEN’İN VİZYONUNU YAŞATACAĞIZ
ENKA Sanat pek çok sanatçıyla da iş birliği içerisinde. Bunlardan biri de geçen günlerde kaybettiğimiz büyük usta Haldun Dormen’di. ENKA Sanat’ın yeri onda başkaydı sizde ise Haldun Dormen’in. Belki onunla ilgili de bir şeyler paylaşmak istersiniz…
Haldun Dormen, tiyatromuz için olduğu kadar bizim için de çok özel bir isimdi. Hem yol arkadaşımız hem de mentörümüz oldu. Sayısız temsilde kimi zaman sahne önünde, kimi zaman sahne gerisinde, kimi zaman da izleyici koltuğunda bir aradaydık. Konservatuvar öğrencilerinin sahnelerimizde yer almasına öncülük etti; bu temsilleri gelenekselleştirerek yıllarca sürdürdük. Bilgisini ve deneyimini büyük bir cömertlikle paylaştı, tiyatroya olan inancını bizlere emanet etti. Onun vizyonunu yaşatmaya devam edeceğiz.